Bugün ne oldu?
  Esra YAĞMUR  
 
 
  Fikir Köşesi
  Tüm Yazılar
  Tüm Yazarlar
  Yazarın Tüm Yazıları
  Tüm Şiirler
  Yazarın Özgeçmişi
 
Vitrin Biz
 
 
 
izlenme: 2130 
|
Her Türk Asker Mi Doğar? Cinsiyet Rollerinin Militarizasyonuna Hayır!
Lonca Doğalgaz

Farkındalıklarımızla ilintili bir durum olsa da, hemen hemen sosyal medya hesapları kullanan hepimiz her yeni gün ülkemizdeki transfobik/homofobik anlayışların doğurduğu sonuçlara tanıklık etmekteyiz. Sokak ortasında öldürülen translar, polis şiddetine maruz kalan trans seks işçileri, toplumun psikolojik baskısından ailesi tarafından kabul edilmemeye kadar uzanan psikolojik bir baskı yumağının altında ezilmiş kalmış çaresizce intihara sürüklenen onlarca eşcinsel… Peki hangimiz kendimizi onların yerine koyup “Yazık ya Allah kimseye böyle bir ‘hastalık’ vermesin”ci aşağılayıcı bakışlardan uzak hakikaten bunun bir hastalık olmadığını anlayarak empati kurabiliyoruz? Hakikaten bu heteroseksüel cinsiyet alanının koruyucusu konumundaki toplumsal cinsiyet, medya, habercilik vs. anlayışlarını eleştirebiliyor muyuz?

Aslında bu yazıda asıl bahsetmek istediğim bu homofobik/transfobik şiddetinin sadece bir yönü. O da dünyanın hiçbir çağdaş ülkesinde uygulanmayan Türkiye tipi “Zorunlu Askerlik” uygulaması ve doğduğu andan itibaren silahlarla ve “Her Türk asker doğar” söylemleriyle büyütülen “erkeklik” anlayışı. Bu heteroseksist kültür altında göremediğimiz ve bu korkunç normalizasyon altında ezilmiş bir topluluk var: Vicdani ret hakkı için savaşan LGBTİ (lezbiyen, gey, biseksüel, transeksüel ve interseksüel) bireyler.

Küçük bir araştırma yapıldığında, olayın düşündürücü yüzü hemen görülebiliyor aslında. Bugün LGBTİ hareketiyle seslerini duyurmaya ve yaşadıklarını kimliklerini saklamadan toplumla paylaşan trans ve eşcinseller var. Ya paylaşamayan ve bu cinsiyetçi toplum baskısının altında ezilip gidenler ve yaşamı cehenneme dönenler?

Zorunlu askerlik sistemi esasen Türkiye’de halen herkesin ortak sorunu olsa da, vicdani red hakkı LGBTİ hareketinin mücadele alanı içinde çok daha önemli bir yer kaplıyor. Bugün askere gitmek istemeyen ve “çürük raporu” almak zorunda olan birçok kişi korkunç travmalara maruz kalıyor.

TSK’nın şimdiye kadar “çürük raporu” vermek için uyguladığı yöntemlere baktığımızda, korkunç manzaralarla karşılaşıyoruz. Her şeyden önce TSK’nın arşivinde ciddi biçimde cinsel ilişki sırasında çekilmeye zorlanan fotoğraf yığını var. Belki de ülkenin en büyük gey pornosu arşivi. Yani daha düne kadar TSK “görmeden inanmıyordu.” Seks fotoğraflarının yanı sıra, kadın kıyafetleri giymiş trans bireyin çay doldurup servis etmesine, çiçek sulamasına kadar detaylı “kadınsal” hareketler sergileyici fotoğraflar da, arşivin en ücra köşelerinde yerini almaktaydı. Buradan yine TSK’nın yaşattığı bu “gerçeküstü gerçeklik fetişizmi”yüzünden toplumsal cinsiyet algılarına gönderme yapmadan duramayacağım, elimde değil. Zira “Militarizm, erkek egemen yapı ve anlayışını askere aldığı genç erkeklerle tüm topluma adeta sürekli şırınga etmekte ve böylece toplumu da sürekli bir şekilde militarize ederek, kendisine benzetmekte.”

Günümüzde ise, koşullar biraz daha “iyileştirilerek” askerlikten muaf olmak isteyenlerin aile bireyleri veya kendisinin cinsel tercihlerine “şahitlik edecek” bir yakını ile hastaneye gelmeleri şart koşuluyor. Toplumumuzun ve ailelerin söz konusu bireyleri evlatlıktan reddetmeye kadar varan cinsiyetçi yaklaşımı düşünüldüğünde ise bu “yüzleşme zorunluluğu” oldukça hayati bir öneme sahip.

Askerlikten muafiyet için yaşatılan işkenceler ne yazık ki bununla sınırlı kalmıyor. Eşcinsel denildiğinde akıllara şöyle bir prototip geliyor: Kadın gibi giyinen, makyaj yapan, kadın gibi konuşan, sakallı ve kıllı olmayan… Bu görüntüde olmayan eşcinsellerin çürük raporu alması bir hayli zorlaşıyor. Görünen o ki askerlik süresince karşılaşabilinecek tek sorun eşcinsel olmak değil, dış görünüş ve davranışlarla “kadınsı” olmak; yani “illa asker olunmalı.” Burada aslında konu üzerinde karar verici mekanizmaların ve yetkili makamların bile söz konusu terimlerden ne kadar uzak ve bihaber olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla akıllardaki, eşcinsel kişilerin bireysel özelliklerini göz ardı eden ve hepsine ortak özellikler yükleyen, çoğunlukla ön yargılı bu kanı adeta bir stereotipe dönüşmüş durumda.

Bireylere “Neden makyaj yapıyorsun? Erkekler makyaj yapar mı?, Bedeninle ilgili bir sorunun var mı?, Bir resim çizsen çiçek çizer misin? Karanlıktan korkar mısın? En sevdiğin renk pembe mi?” gibi bilimsel(!) ve son derece cinsiyetçi yüzlerce soru çözdürülüyor, ardı arkası kesilmeyen MMPI testi ve ev-ağaç-insan resmi çizme gibi bazı psikolojik kişilik testleri uygulanıyor. Gösterilen her resim ve desenin cinsel organlara benzetilmesi gibi uçuk cevaplar bekleniyor. Öyle ya, eşcinselsen “marjinalsin.”

fft22_mf320922

Çokça anal seks yaptığını kanıtlamak zorunda bırakıldıkları fiziksel testleri söylemiyorum bile. Tüm bu testler sonucunda inatla eşcinsel olduğu kabul edilmeyen ve her türlü ikna terapileriyle “döndürülmeye” çalışılan eşcinsellerin en nihayetinde elindeki tüm özel eşyalarının alınarak GATA’daki “Pembe Oda”ya yatırılmaları da herhalde bu travmanın tepe noktası olsa gerek. Tüm bu travmatik sürecin sonunda ise 2013 yılına değin eşcinsel bireylere Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Sağlık Yeteneği Yönetmeliği’ne göre “psikoseksüel bozukluk” raporu verilmekteydi.  Yeni yönetmelik ile artık “homoseksüalite, transvestizm ve diğerleri” şeklinde sıralanan ve “psikoseksüel bozukluklar”ı tanımlayan 17. Madde değiştirildi ve yerini “cinsel kimlik ve davranış bozuklukları” terimine bıraktı. Eski yönetmelik ile “askerliğe elverişli olmama hali” için “psikoseksüel bozukluk” olarak ifade edilen davranışın “belirgin veya biliniyor” olması yeterli görülüyordu. Yeni yönetmelikte ise “cinsel kimlik ve/veya davranış örüntülerinin tüm yaşamlarında ileri derecede belirgin” olması şartı aranacak.Tüm bunlar bireyin cinsel kimliğini damgalayan ve fişlemenin belki de en mahrem yanı olarak tarihe geçiyor.

Vatani hizmet olarak tanımlanan askerlikten muaf tutulmak için eşcinsellere reva görülen muamele ve bu muamele sonrasında onlara bahşedilen ‘çürük’ raporları en temel insan haklarını ne yazık ki ayaklar altına alıyor. Yaşanan bu üzücü toplumsal gerçekle artık yüzleşmemiz gerekiyor. Gerçek eşitlikçilik, militarizm altında ezilerek askerliğe zorlanan her gencin  eşit şartlarla askerliğe teslim olması değildir. Eğer amaç vatana bir hizmet vermekse bunun tek yolu askerlik değil, hele hele görmezden gelinen bunca insanın yaşantısında yaratılan travmalardan sonra hiç değildir.

Kamusal hizmet için birçok farklı alternatif yol üretilmesi bürokratik ve siyasi güçlerin elinde. Uluslararası Af Örgütü de 2011 yılında LGBT bireylerin yaşadığı sorunlara ilişkin yayınladığı raporda “Türkiye’de 19-40 yaş arası bütün erkekler, askerlik hizmeti yapmak zorunda. Askerlik hizmetine karşı sivil bir alternatif bulunmuyor ve orduda şiddet görme riski ile karşı karşıya olan gey erkeklerin birçoğu askerlikten muaf olabilmek için cinsel yönelimi ‘psikososyal bozukluk’ olarak gören ayrımcı bir düzenlemeye başvurmak zorunda bırakılıyor.” diyerek meclisi bu sorunlar konusunda adım atmaya çağırdı.

Eşcinsellik bir hastalık değil, tıpkı heteroseksüellik gibi o da hayatımızın içinde var olan bir durum. Gerek medya gerekse toplumsal cinsel kültür birikimimizin bir sonucu olarak, toplumun büyük bir kısmının heteroseksüel olduğu “herkes” alanını öylesine kabullenmişiz ve koruyoruz ki, bu alanın dışına çıkan her cinsel kimliği marjinal addediyoruz. Sapkın ve hasta olarak etiketliyoruz. Trans bireylere cinsellik, fuhuş ve şiddet gibi simgelerle dolu bir rol biçiyoruz. Trans olmasa da her eşcinseli cinsel öğelerle tanımlıyor bir türlü normal olduklarını kabullenemiyoruz.

Nasıl kadın ve erkek olunması gerektiğini doğduğumuz andan itibaren baskıyla öğreten, bunun dışına çıkan kadınların ve/veya erkeklerin acımasızca cezalandırıldığı bir toplumsal kurgu ve kadın ve erkek olmanın çok keskin hatlarla ayrıldığı, heteroseksüellik dışında hiçbir cinsel yönelimin, kadınlık/erkeklik dışında hiçbir cinsiyet kimliğinin kabul edilmediği bir toplumsal cinsiyet rolü içinde yaşıyoruz. Ataerkil aile düzeninin yonttuğu, askeri-militarist düzenin törpülediği bu heteroseksist baskı rejiminde yaşamlarımızı sürdürürken, zorunlu askerlik göreviyle baş başa kalan ve bu nedenle hayatı cehenneme dönen LGBT bireyler toplumumuzun ortak sorunu olmalıdır. Eşcinsellerin içinde yaşadığı toplumlarda karşılaştıkları ayrımcılık, kalıp yargı ve önyargılar özellikle eşcinsellerin, cinsel kimliklerini gizlemeden görünür olmayı zorlaştırmaktadır ve bu durumun sebep olduğu homofobinin önlenemez yükselişi adil, özgür ve eşitlikçi bir toplum hayali kuran herkesin sorunu olmalıdır. GÖKKUŞAĞI BAYRAĞI ÇOK SES TEK YÜREK İÇİN DALGALANMAYA DEVAM ETSİN…!

¨P.S; “Çürük Raporu” (!) alırken yaşadığı her zorluğu açıkça anlatan ve LGBT ve vicdani red direnişine büyük destek veren LGBTİ İstanbul Dayanışma Derneği gönüllüsü İlker Çakmak ve Diyarbakır KeSKeSoR LGBTİ Oluşumu’ndan Atalay Göçer’e sonsuz teşekkürler.

 
Eklenme Tarihi: 24/09/2014
 
 
Yazılarla ilgili tüm hukuki sorumluluk yazıyı yazan kişiye aittir.
 
 
geri dön
Haberler
sayfa başı
Haberler
tüm yazılar
Haberler
yazdır
Haberler
tavsiye et
|
Yazıya Yorum Bırakın
  SON EKLENEN YAZILAR
Fındıkta Kötü Gidişatın Nedenleri 21/09/2017
Tuşların Arkasındaki Yabancı Tehlike 02/10/2016
Düzce Ticaret Sanayi ve Komedi Odası 26/09/2016
Erken Seçimde Dengeler Değişmez! 01/10/2015
1 Kasım’da istikrar Kazansın… 19/09/2015
Aşk Herşeyi Affeder mi? 12/05/2015
Madde Bağımlılığı ve Aile Dinamiği 07/11/2014
Her Türk Asker Mi Doğar? Cinsiyet Rollerinin Militarizasyonuna Hayır! 24/09/2014
Benim Duygularım 14/08/2014
Düzce'de Sosyal Hayat Ölmek Üzere 26/07/2014
26/07/2014 24/07/2014
25/07/2014 24/07/2014
24/07/2014 22/07/2014
23/07/2014 22/07/2014
22/07/2014 21/07/2014
21/07/2014 21/07/2014
20/07/2014 21/07/2014
19/07/2014 21/07/2014
Amerika'nın İzin Verdiği Kadar "ONE MİNUTE" 19/07/2014
18/07/2014 17/07/2014
 
 
tüm yazılar